Sevdiği kıza kavuşamadığı için çekip gitmek isteyen gence,
Bilge sorar:

- Mecnun Leyla’sından vazgeçti mi?
+ Hayır.
… – Kerem ateşten kaçtı mı?
+ Hayır.
- Ferhat dağları delmekten korktu mu?
+ Hayır.
- Ya Kocadağlı Ahmet?
Bir süre susup düşündükten sonra genç;
+ O’nu hiç duymadım ki efendim, deyince Bilge:
- “Tabi duymazsın, o vazgeçti..”

Ağlamadan Git…

Karşımda durup Havadan sudan bahseder gibi
Diyorsun ki git!
Karşımda öyle eski bir dost gibi
Bitti diyorsun… Bitti artık git
Ben nasıl giderim
Ben nasıl vazgeçerim senden
Ben nasıl giderim
Ben nasıl vazgeçerim senden
Ağlamadan git görme gözyaşlarımı
Ağlamadan git… Ağlatmadan git
Ağlamadan git görme gözyaşlarımı
Ağlamadan ağlatmadan ayrıl canımdan
Ağlamadan git görme gözyaşlarımı
Ağlamadan git… Ağlatmadan git
Ağlamadan git görme gözyaşlarımı
Ağlamadan ağlatmadan ayrıl canımdan

AYNA

The video cannot be shown at the moment. Please try again later.

En Değerli İnsan…

İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar, ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri, bayramlar da ilginç armağanlar göndererek birbirlerine zekâ gösterisi yaparlardı.

Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İstediği, birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynisi üç insan heykeli yapmasıydı. Aralarında bir fark olacak ama bu farkı sadece ikisi bilecekti.
Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komsu ülke hükümdarına gönderildi.
Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu.
Söyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar: .. 

“-Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynisi gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver.”

Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama aralarında bir fark göremediler.

Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu. Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber gönderdi. İyi okumuş, akilli ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı.

Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı. Genç önce heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi.

Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı. İkinci heykele de ayni işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı. Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı. Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyordu.

Hükümdar heykelleri gönderen komsu hükümdara cevabi yazdı:

“Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir. Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir. En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır. Bu değerli hediyen için çok teşekkür ederim.”….

Duydumki unutmuşsun…

Duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini
Yazık olmuş o gözlerden sana akan yaşlara
Bir zamanlar sevginle ateşlenen başımı
Dizlerinin yerine dayasaydım taşlara

Hani bendim yedi renk hani tende can idim
Hani gündüz hayalin geceler rüyan idim
Demek ki senin için aşk değil yalan imiş
Acırım heder olan o en güzel yıllara

Sessiz Gemi

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden

Yahya Kemal Beyatlı

Sevmek;

Sevmek;
Uyuşturucu almak gibidir.Başlangıçta kendini iyi hissedersin,
bütünüyle verirsin.Ertesi gün,daha fazlasını istersin.Henüz zehirlenmemiş,o duygudan hoşlanmışsındır ve onun üzerindeki egemenliğini sürdürebileceğini sanırsın.

Sevdiğin kişiyi iki dakika düşünür,sonraki üç saat boyunca unutursun.
Ama yavaş yavaş onun varlığına alışır,ona bütünüyle bağımlı hale gelirsin.Böylece onu üç saat düşünür,iki dakika unutmaya başlarsın.
Yakınında değilse,bağımlıların uyuşturucu bulamadıkları zaman hissettikleri şeyi hissedersin.

Uyuşturucu bağımlılarının,gerek duydukları şeyi bulamadıkları zaman
hırsızlık yaptıkları gibi,AŞK için herşeyi yapmaya sen de
hazırsındır.

Paulo Coelho